HAYAT GİBİDİR KABAK ÇEKİRDE TUZLUSUDA VARDIR AZ KAVRULMUŞUDA
16/6/2008 - BEN GELDİM.....
Taptaze çifte değil hatta beşte kavrulmuş olarak geldim. Bu günlük müsade işleri yoluna koyma günü. Yarın hep beraber burdayız..... Blogcu bize 4 gündür Trip atıyor. Madem öyle bende ona ztrip atıyorum. Pazartesiye kadar yazmayacağım.
Pamuk cüce ve yediprensesler hakkında bir hikaye yazmayı planlıyorum ama bakalım.
* Ev içi alışverişlerine gittiğimde dikkatimi hep oturma, kalkma,salon,yemek oturma grupları alır. Kendi kendime hep sordum ve hep soracağım. Neden bu gruplar her zaman 6 kişiye hitap edilecek şekilde yapılmıştır? Bunun ortalamasını kim almıştır. Çekirdek aile 4 kişiliktir ama bu iki kişi nereden fıydırıvermiştir?
* Merak ettiğim bir başka hususta acaba deniz kızlarıda deniz atına binmiş prenslerini bekliyorlarmıdır? Deniz anasıda deniz kızım gir çabuk içeri prenslerden uzak dur diyormudur.
* Avrupa yakasında Burhan Altıntop' un odasında ki üç saatte durmuş. Evet evet ne zaman o odayı gösterse saatler hep aynı yerde, ne akreph ilerliyor ne yelkovan.
* 1001 Gece dizisini umarım ismi gibi 1001 bölümden yapmazlar. Eğer öyle ise yakında sinan bey bir tane kreş açmak zorunda kalacak. Bu ne yahu amma doğurgan bir settir bu. Önüne gelen hamile kalıyor, yok bir yerlerden birçocuk fıydırıveriyor. Hele Ali Kemal dizide süperbaba rolünde. Kimin hamile kalmaya ihtiyacı var hemen oraya yetişiyor ve bir çocuk yapıyor. İyice cılkı çıkmadımı.
* Bu aralar fıydırıvermek kelimesi çok fazla dilime dolandı. Bir cümle içinde kurun bakalım.
* Küp şekerleri ortadan ikiye ayırmaya ve etrafa yayılan o toz zerreciklerine bayılıyorum. Beni acayip derecede mutlu eder bu durum.
* Yolda giderken bazen insanların elinde mağazalardan yahut her hangi bir yerden alınmış poşetleri görürüm. Yalnız bu poşet o insanın elinde okadar fazla zaman gezinmiştir ki , artık sahibinin eline yapışmıştır. İşte böyle zamanlarda gözlerim dolar, had safhaya ulaşırım. Aslında o poşet bütün ihtişamı ile görevini yapmıştır fakat, sahibi onu bir türlü atmak istemez. Öyle nereye giderse gitsin yanında takılsın ister. Eğer bir gün antika biriktirmeye karar verirsem bu kesinlikle yıllanmış alışveriş poşetleri olur.
* Benim öyle bir sevgilim olacak ve ben harika bir göl manzaralı yerde piknik yapıcam, sevgilimi salıncakta sallayacağım ve utanmadan birde mesaj çekeceğim? Hangi erkek bunu yapar ki? ( Vodafone)
* Şöyle bir düşünüyorum da acaba evlilik yıldönümlerini daha çok erkeklermi unutuyorlar yoksa bayanlar mı? Bir bayanın evlilik yıldönümünü unutma şansı yüzde kaçtır! (Bosh)
* Araba kullanmayı bilen her kez dikiz aynasının ne işe yaradığını bilir, yan aynaları da bilir değilmi? Ve bir insan arabasını geri geri park ediyor ise ve arkasında koskocaman bir direk duruyor ise o direği görmeyen adama ehliyet verenlerin ben taaaaa......(Telsim)
* Gürse birsel nedense reklamda konuşurken sanki çok sıkışmış tuvaleti varmış gibi konuşmuyormu acaba? Birde bilmem kaç tane fıskiyenin içine girdiği halde hala zerre kadar makyajı zarar görmedi ise o makyözü ayakta alkışlıyorum. (Whirpol)
* Bilmemne yaz bilmem kaça gönder anında sarışın ile mesajlaşmaya başla diye yazan bir yere aldanıp sarışın bi bayanla mesajlaştığını iddia eden kaç tane aptal olabilir bu dünyada? Telefonun karşı tarafındakinin sarışın olduğunu nereden bilebileceksiniz?Bunlar telefon başında bekleyen elinde örgüsü emekli olmuş bayanlar aslında.( Gala Tv)
* Bazı reklamlar vardır insanın kanını dondurur tüylerini diken diken yapar öyle reklamları ayakta alkışlarım ben.(Hürriyet)
* Bazı reklamlar vardır incedir seni direk ona yönlendirir, sempatikliğini ve çocukların o yaramazlığını kullanır. (Pınar beyaz)
* Zamane genç kızları kendilerini fazlaca tecavüze meyilli hale getirmedi mi acaba? Acaba bekleme içinde değil arayış içinde acaba kendimi kime tecavüz ettirsem derdine düşmüş gibiler (Telsim)
Dipnot: Dizilere yer kalmadı. Bir dahaki sefere onlarda.
Sonunun ne olacağını bilmeden amansız, zamansız bir sevdaya yakalanmıştı rüzgârın kızı. Onu ilk defa denizin ve gökyüzünün bütün güzelliklerini gözler önüne seren uçurumun kenarında görmüştü. Çocuk alabildiğine uzun boylu ama bir o kadar zayıf dağınık saçlı üzüm gözlü birisiydi. Uçurumun kenarına emin adımlarla yürüdü ve bir taş parçasının üzerine oturdu. Cebinden kağıt ve kalemini çıkardı. Buruşmasından korkarak kağıda bir şeyler yazıyordu. Bir mektup. Bir veda mektubu, belli ki buraya intihar etmeye gelmişti. Ama neden, neden böyle bir şey yapıyordu ki oysa daha çok gençti. Bir şeyler yapmalı onu vazgeçirmeliydi ama nasıl. O sırada gemilerin uzaktan sesleri duyuluyordu. Uçurumun kenarındaki kayalara vuran dalgalar kırık bir melodiyi oluşturuyordu. Tamam bulmuştu, ona nasıl ulaşacağını bulmuştu. Hafif bir esinti olarak çocuğun üzerine doğru esti. Çocuk bir an kulaklarında ‘dur yapma lütfen dur’ diye bir ses duydu. İrkilmişti ses karşısında. Aynı sesi tekrar duydu kulaklarında birisi ona ‘ lütfen dur ben rüzgarıyım’ diyordu. İçi ürpermişti, etrafına bakındı kimseler yoktu ondan başka ileride bir ağacın yapraklarının hışırtısından başka bir ses duyulmuyordu. Aynı sesi tekrar duydu kulaklarında ‘ben rüzgarın kızıyım, ben rüzgarın kızıyım, rüzgarın kızı’. Arkasına bile bakmadan oturduğu yerden doğrularak uzaklaştı. Rüzgarın kızı mutluydu. Onu bu sonu gelmeyen yolculuğa çıkmasından vazgeçirmişti. Ertesi gün yine oraya gitti; ama çocuk yoktu, ertesi gün ve sonraki günler ama çocuk gelmiyordu. Anlamını veremediği bir duyguyla onu görmek istiyor, ona sarılmak istiyordu. Yoksa onu seviyor muydu? Hayır, hayır bu olamazdı, onun duyguları hisleri olamazdı. Peki ya bu neydi? Aşk mıydı? Onuncu günün sonuydu, güneş batmak üzereydi. Martılar alçaktan uçuyor avını yakalayıp tekrar gökyüzüne gidiyorlardı. Tam umudu kesmiş gitmek üzereydi ki, o gelmişti. Saçları yine dağınıktı. Ama o gözlerinde bir ışık vardı. Neşe saçıyordu etrafa üzüm gözleri. Hafif bir esinti olarak çocuğun üzerine esti. Çocuk onun gelmiş olduğunu fark edecek ki kollarını açmıştı. Çocuk bir fısıltı duyuyordu kulaklarında ‘ seni seviyorum üzüm gözlü’. Artık bu sesin neye ait olduğunu biliyordu, bende diyordu dudakları, bende seni seviyorum rüzgârın kızı. Rüzgârın kızı mutluydu onu görmese bile onu seven ona değer veren birisi vardı. Sarılmak istiyordu ona delicesine, coşku ile sarılmak. Ve öyle bir esti ki sarılmak için o zayıf çocuğun uçurumdan aşağı düşeceğini hiç tahmin etmeden…….
Dipnot:Bu hikayeyi Orta okulda yazmıştım ve benim ilk hikayemdir.
Karanlık çöktü yine parka,ses yok,görüntü yok,koku yok...Yapayalnız bomboş kaldı yine...Banktayım,sigaram son demlerinde,son çırpınışları..Derin bir nefes daha...Sonra bir tane,bir tane daha.....Fahişeler geçiyor önümden,ağızlarında sakız, acı bir gülümseme ile.Yılların kederi birikmiş bedenlerine.Gözleri yok,boş iki çukur,görmez olmuşlar artık hayatı.Bakamamış,görmek istememişler daha fazlı acıyı.Onların gölgeleri bile daha karanlıktı.Sadece tepemdeki sokak lambası...Düşümde bir yolculuğa çıkıyorum.....
Bugün hava biraz soğuk mu ne!Parmaklarım zor tutuyor kalemi..siyah kalemim...içinde binlerce kelimenin gizli olduğu siyah kalemim.180 yaşından küçükler giremez yazısı yüzünden kimsenin girmediği bu parkta ellerimi birbirine oğuşturarak oturuyorum.Bank'a kazınmış yazılara ilişiyor gözlerim"......... seni seviyorum" yazısı....seneler öncesinden kalma silik siyah bir yazı...şu an nerelerdeler ne yapmaktalar.hala beraberler mi?Yoksa beyaz bir kefenin altına mı gömdüler sevdalarını......Yarım mı kaldı...! Sevgiler hep yarım kalmıyor muydu zaten....hep bir eksiklik kalmıyor mu ..
Düşümde bir yolculuğa çıkıyorum...iki melek resmi görüyorum kirlenmiş siyah duvarda.Biri ötekini öpüyor.Öbür melek utanıyor öpüldüğü için...ne kadar saf diyorum...gerçeğe dönüyorum çıktığım yolculuktan...gerçeğe...ACIMA...Bankta oturuyorum...Hava biraz soğuk mu ne........
ELLERİMİ ISITMAK İÇİN NE YAPMALIYIM!!!!!!!!!!
Dipnot: Burda yazılanlar bir yazı serisidir. Lütfen gerçek ile algılamayın. Tamamen bir hayaldir.
Bankta oturuyorum,karanlık ve soğuk var.Sokak lambası da yanmıyor artık,sessiz...Suratları asık yüzlerindeki boyaları akmış,yırtık elbiseleri ile palyaçolar geçiyor yanımdan.Küf kokusu......Karşımdaki kurumuş ağaca bir karga konuyor....Simsiyah çirkin bir karga...Göz göze geliyoruz..Kağıt kalemi bırakıp ona bakıyorum....gözbebeklerindeki terkedilmişliği görüyorum....Elimi uzatıyorum kaçıyor...Yanımda olsun dedikçe daha çok kaçırıyorum.....Sevgi bir yalan der gibi iğrenç sesiyle bağırıp uzaklaşıyor....Düşümde bir yolculuğa çıkıyorum......
Yatakta benimleyken bedeninin üzerimde olması tamamen bir yalandı...Benimle olan sevişmelerinde bir başkasının bedenine aitti vücudun...kahvaltı hazırlarken bana değil başkasına aitti duyguların....Dudakların dudaklarımdayken bir başkasına aitti hissettiğin ıslaklık..SENİN DÜN OLAN YARINLARIN,BENİM YARIN OLAN YARINLARIM VARDI.........
* Yolda yürürken insan analizi yapmak istiyorsanız mutlaka onların yürürken kollarını nasıl salladıklarına bakın. Bir ileri bir geri yapanlar genelde normal hayat süren insanlardır. Ellerini olmadık yerlere sallayarak yürüyen insanlardan uzak durun tehlike gelebilir.Yürürken sadece tek elini sallayan insanlarıda çok önemsemeyin onlar üşengeç insanlardır.
* Saat reklamlarına yada saatçi dükkanlarına girdiğinizde duvardaki, vitrindeki saatlere mutlaka bakın göreceksiniz ki çoğu 10.10 u gösteriyordur. Buradan hepsine telekinetik enerjimi yolladım. Demedi demeyin. Çarparım.
* Türk kahvesi içtiğim zamanlar da kahvenin üzerinde oluşan köpükler beni hep duygusallaştırır. Çünkü biraz sonra ben kahvemi yudumlarken onlar teker teker patlayacaklar ve benim kahvemden yok olacaklardır. Kimileri buna göz onlar kem gözlere şiş gibi tabirler kullansalarda, gözümün gördüğü göz değil benim. Gözümün gördüğü gönül yarası.
* Elinize bir paket cips alın ve yemeye başlayın. İlk başlarda o cipsi teker teker yiyeceksiniz, sonra bu sayı ikiye çıkacak , yavaş yavaş artacak ve siz aslında farkında olmadan avuç avuç o cipsi yemeye başlayacaksınız. Biliyorum, evde deneyin yada iş yerinde göreceksiniz., Çünkü ben radyokinetik enerjimi cipslere yolladım ve insanların açlık kavramlarını değiştirdim.Cips yiyen birisini görürseniz mutlaka izleyin.
29/5/2008 - BUGÜNDEN BAŞLAMALI HERŞEY VE SON BULMAMALI....
* Otobüs yolculuklarını çok severim ben. Türlü hikayeler barındır. Özelliklede gazete alırım ki meraklı insanların gelip gazeteme salça olmalarını isterim. okuduğum bir sayfaya göz atarken birden sayfayı çevirip onun okuduğu o sayfanın tamamını okuyamamısını ve aklında acaba bu yazının sonunda ne vardı diye merak etmesini çok severim.
* Bilgisayar masamı karıncalar basmış durumdalar. Her yerden çıkıyorlar, elimi nereye atsam ordan karınca çıkıyor.Kıyamıyorum.
* Katçap sıkmam gereken bir yemek olduğu zaman çok hüzünlenirim.Ketçap kutusunun kapağını açtığım zaman, öyle yanardağlardan fışkıran lavlar nasıl dağın etrafında soğur ve kraterleri oluşturursa ketçap kapağının üstündede öyle tortular görürüm.Bir önceki sıkılmadan arda kalan ketçap kırıntıları kapağın etrafını kaplarlar. Bu beni çok hüzünlendirir.Özgürlüğüne bir türlü kavuşamamış ve bir türlü yemeğe tad verememişlerdir.
* Bu aralar yeni trend sandalye. Sandalyeyi alacaksın, canını sıkan birisimi var vuracaksın kafasına.
* Ummadığın baş, taş yarar dememişler aslında ama ben öyle demek istiyorm. Hakketten başı ile taş yaran insanlar tanıyorum etrafımda.
* Bu garip şeyler yapıp rekor kıran insanlara hasta oluyorum. Mesela kaşık içinde yumurtayı düşürmeden tek tekerlekli bisiklet ile bilmem kaç metre yol gitmiş diye duyunca; Yahu bu adamın işi gücü yokmu? Bu saçma ve gereksiz şeyi nereden bulmuş diye düşünüyorum, sabah yataktan kalktığında tamam buldum bu gün yumurta taşıcam mı diyorlar?
* Küçükken annemin yaptığı hırkaları giyerdim. Böyle yaka kısmına iki tane ponpon yapardı, sarı renkte çok poşuma giderdi. Fakat ben ne yapıp edip mutlaka bir düğmesini ya kopartır yada kaybederdim. Şimdilerde bunun vicdan azabı ile yaşıyorum. Neden diye soruyorum kendime, neden bir küçücük düğme parçasını ayrı koydum iliğinden. Ne istedim ki ben ondan diyesim geliyor.
* İki küçük kol düğmesi.
Sevgili Bro ile Gulgunneva arkadaşım beni sobelemişler. Fakat bende ki garip alışkanlıklarımdan biriside sobelemelere cevap vermemek malesef. Daha öncede başıma çok geldi fakat hiç birini cevaplamadım. İkinizede çok teşekkür ediyorum fakat cevaplayamayacağım içinde özür diliyorum.
Kimi zaman kabak çekirdeğine benzetirim hayatı. Kurtlarımızı dökmek için kullanırız,yada çok tuzlu gelir bazen dilimiz yanar....Ama en güzeli kabuğundadır. Boşuna dememişler vitamini kabuğunda hayatın